banner138
banner139

Mustafa Kemal Atatürk 30 Ağustos 1925’te Kastamonu’da şöyle diyor:
 “Efendiler, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz.”  
Ve 30 Kasım 1925’te TBMM’den çıkan kanunla tarikatların yürütüldüğü tekkeler, zaviyeler, dergâhlar kapatılıyor. Böylece yıllar yılı buralarda miskin miskin semizlenen şeyhlerin, dervişlerin, müritlerin unvanları yok sayılıyor. Yüzlerce yıldır Türk milletinin kanını emen bu asalak odakları ortadan kaldırılıyor...
2018 yılındayız.
 Geriye dönüp baktığımızda; o günden bu güne 93 yılı geçmiş ama tarikatların Atatürk’e  ve onun kurduğu Cumhuriyete kini nefreti düşmanlığı geçmemiş ve anlaşılan o ki geçmeyecek de. Bu uğurda akla gelmedik ihanetlerini sürdürmekte geri durmamak, amaçlarına ulaşmak için haram dedikleri teknolojiden faydalanarak ülkeme, ulusuma zarar vermeye devam ediyorlar. 
  Dini suistimal ederek, insanımızı maddi ve manevi olarak sömür meyi sürdürüyorlar. Yaptıkları yüce dinimiz islamda KUL HAKKINA giriyor ama bunların dini islam olmadığından, sapkınlıkta sınır tanımayan bu yaratıkların islamın kurallarına uymalarını beklememek gerekir. 
Kesin olan şu ki bu hainlerin;
Türklüğü, Cumhuriyet devletine, kurucusu ve ölümsüz önderi Atatük’e düşmanlıkları bitmedi bitmeyecek. 
Bir örneğini 15 Temmuzda yaşadık. Bu tarikatlara destek verilmeye devam edilecek olursa bu vatan hainleri  daha  nice 15 temmuzlar yaşatacaklar kim bilir ... Ey efendiler bu tehdidin önü biran önce alınmalı.
Laf değil icraat istiyoruz. 

Cumhuriyete savaş açan tarikatlar
En başından beri rejimi yıkmak için çabaladılar, isyanlar çıkardılar. Bunun en kanlı örneği, Nakşibendi tarikatının 1925 yılı şubatında başlattığı Şeyh Sait ayaklanmasıdır. Yine Kürtçü Nakşibendiler 1929/30’da Ağrı bölgesinde ayaklandılar. Bunu takiben Menemen’de Cumhuriyet’e karşı yeşil bayrak açtılar.
Cumhuriyet’e savaş açan diğer bir tarikat da gerici Nakşibendilik’ten gelme Said-i Nursi denilen ingiliz ajanı şahsın kurduğu Nurculuktur. 
1950’de en büyük Hıristiyan din adamı olan Roma/Vatikan’daki Papa 12. Pius’a mektup yazarak işbirliği teklifinde bulunmuştur. Kendisine Vatikan’dan 22 Şubat 1951’de teşekkür mektubu gelmiştir.
Said-i Nursi’nin yetiştirmesi Fetullah Gülen bu süreci devam ettirdi. Papa’yı ziyarete gitti, üstadı gibi ona dinlerarası dayanışma (İbrahimi dinler projesi) önerdi. Hatta Müslüman dünyasının düşmanı Vatikan’ı kutsal toprak bile ilan etti.
Lakin bu şahıslar  Büyük Atatürk’e “Put” diyecek kadar düşmanı oldu.
Atatürk’ün ölumundrn sonra ne yazık ki tarikatlara destek  verildi ve  Türkiye’nin bugün yaşadıklarına bakın. 
Ortaçağ’a özgü kurumlar olan tarikatların günümüze aktarılması, tam anlamıyla cehaletin örgütlenmesidir. Bu cehalet kurumları da halk katmanlarını cehalete bağlayarak örgütler ve siyasetin emrine verir.
Demokrasi adına tarikatların önünün açılması, 1946 CHP’sinin işidir. 1950’de özgürlük vaadiyle iktidara gelen Demokrat Parti, 1965’te iktidara gelen Adalet Partisi bunları besledi. 12 Eylül 1980 darbesi ise tarikatçılığı, Cumhuriyet’in tepesine taşıma darbesi sayılabilir. 
O dönem hükümetin Büyük desteği  ile Fetullahçı Nurcular her yana yayıldı, devlet içine yerleşti ve ticareti kontrol eder hale geldi. Işıkçılar, Süleymancılar, İcmalciler, Menzilciler, Tillocular, Hazneviler, İsmailağacılar, İskenderpaşacılar, Hakikatçiler, vb... tarikatlar Sünni vatandaşları kuşatıp teslim aldılar.
Toplumu Ortaçağ cehaletine göre kuşatıp kullanmak için yeni hocalar, yeni şeyhler piyasaya sürülüyor. Bunlar, laik ve çağdaş sistemle mücadele ederek kendilerine mürit derliyorlar. 
Milletin yerini ,Ümmet alıyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.