20 Ağustos 2017 Pazar

İSTANBUL’UN FETHİ ÜZERİNE!

29 Mayıs 2012, 08:19
İSTANBUL’UN FETHİ ÜZERİNE!
Rafet SERTOĞLU - Haftanın Yazısı
                                       İSTANBUL
                                     
              Ne yazsam, nasıl anlatsam ki sana layık olsun?
              Eşsizsin, benzersizsin, cihan da başka yoksun.
              Unutulmaz efsane aşklar gibi doyumsuzsun.
              Sen ki tarifsizlikler yurdu, Şehr-i İstanbul’sun!

               Büyük, kutsal zaferle, tarihe milat olmuşsun.
               Trakya’nla Avrupa, Asya’nla Anadolu’sun.
               Uygarlıklar beşiği, ırkımın varlık yolusun.
               Sen ki tarifsizlikler yurdu, Şehr-i İstanbul’sun!

                                     Görkeminde asalet, kuytunda gizem dolusun.
                                     Dünün bu günün güneşi, ulusumun nurusun.
                                     Mukaddessin, azizsin, Kâbe gibi soylusun.
                                     Sen ki tarifsizlikler yurdu, Şehr-i İstanbul’sun!
                                                                   
* İstanbul muhakkak fetih olunacaktır. Bunu gerçekleştirecek ordunun kumandanı ne mutlu kumandan ve askeri ne mutlu askerdir. (Hz. Muhammed)
* Ya İstanbul’u alırım, ya İstanbul beni. (Fatih Sultan Mehmet)
* İki büyük cihanın kesinti noktasında, Türk vatanının ziyneti, Türk tarihinin serveti, Türk milletinin gözbebeği İstanbul, bütün vatandaşların kalbinde yeri olan şehirdir. (Atatürk) 

 
             İnsanlık tarihinin en önemli olaylarına öncülük eden Türk Ulusu, çağ açıp, çağ kapatarak tarihin akışını değiştirmiştir. Öyle ki bu destansı olayları anlatmaya bazen lügatler bile kifayet etmez.. İşte bu gün Haftanın Yazısı’nda, tarihin belki de en önemli olayına,  İstanbul'un Fethi üzerinde duracağız. Olayın ayrıntısına girmeden önce, geliniz İstanbul’un tarihsel geçmişine kısaca bir göz gezdirelim. 
             İstanbul, Asya ile Avrupa kıtaları arasında yer alan doğal güzellikleriyle ünlü bir kenttir. Tarihi M.Ö. yedinci yüzyıla kadar uzanır. Şehir, M.Ö. 657 yılında Megaralılar tarafından kurulmuştur. Devletin Byzas adlı komutanının adından dolayı Byzantion adını almıştır. M.Ö. altıncı yüzyılda Perelerin eline geçen Byzantion için, Atinalılar ve Ispartalılar da savaşmıştır. M.Ö. dördüncü yüzyılda İskender tarafından fethedilen şehir M.Ö. üçüncü yüzyılda bu kez Roma İmparatorluğunun eline geçer. M.Ö. 330 yılında İmparatorluğun başkenti olan şehrin adı Konstantinapolis olarak değiştirilir. M.Ö. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye ayrılınca Konstantinapolis, Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkentlik etmeye başlar..
             Stratejik önemi ve doğal güzellikleri ile herkesin dikkatini çeken şehir, Gotlar, Ostrogotlar ve Bulgarlar tarafından da defalarca kuşatılır, fakat alınamaz. Bu yoğun saldırılar üzerine, İmparator Anastasiyanus, Silivri’den başlayarak Karadeniz’e kadar uzayan surları yaptırır. Buna karşın saldırılar devam eder. M.S. yedinci ve sekizinci yüzyıllarda bu defa Araplar tarafından kuşatılır. Fakat bu kuşatmaların hiç birisinden sonuç alınamaz..
             1203 yılında Haçlı orduları tarafından zapt edilen şehir, 1261 yılına kadar Haçlıların elinde kalır. Bu tarihten sonra yeniden Bizanslıların eline geçer.
             1299 yılında tarih sahnesindeki yerini alan Osmanlı Devleti, yavaş yavaş büyüyerek güçlenir. Anadolu ve Rumeli’de genişlemeye başlar. Gün olur Osmanlı Devleti’nin toprakları arasında kalan Bizans’ın alınması mutlak ve de mukaddes bir amaç haline gelir.. 
              Bu düşünceyle şehir, Osmanlılar tarafından birkaç defa kuşatılır. Ancak bir sonuç alınamaz.1453 yılına gelindiğinde Osmanlı Devleti’nin başında genç padişah II. Mehmet vardır. Mehmet, Hocası Akşemsettin’in de teşvikiyle İstanbul’a yeni bir kuşatma kararı alır. İlk olarak, Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılan Anadoluhisarı’nın karşısına Rumelihisarı’nı inşa eder. Bu olay İstanbul’un fethini getiren süreçteki en önemli adımdır!  
                         
                        Rumelihisarı’nın yerinin alınışıyla ilgili ayrıntıya tarih kitaplarında pek fazla yer verilmemiştir. Ancak bilinmelidir ki, öyle olsada bu ayrıntı, yukarıda da belirttiğimiz gibi muhteşem zafere giden yolda en stratejik aşamasıdır. O nedenle bahsi geçen bu ilginç ve bir o kadarda ince zekâ gerektiren olaya ayrı bir parantez açmak istiyorum. 
                       Sultan İkinci Mehmet, fetih hazırlıklarını tamamlayıp, büyük bir orduyla şehrin surlarına dayanınca, korkuya kapılan Bizans İmparatoru, elçiler göndererek barış talebinde bulunur. Sultan Mehmet, Bizans elçilerine hitaben;”İmparatorunuza acıyorum ve karşımda küçüldüğünü gördüğüm zaman barış isteğini geri çevirmeye vicdanım elvermiyor. Fakat bu kadar hazırlık ve harcamamızın bir karşılığı olmalı. Bunun için İmparatorunuzdan Boğazın Avrupa yakasında bir öküz postundan daha büyük olmayan toprak parçası istiyorum. Ancak bu koşullar altında kuşatmayı kaldırım” der. Bizanslılar bu isteği seve seve kabul ederler. Böylesi bir tehlikeden bu kadar ucuz kurtulmalarını büyük kazanç sayarlar. Antlaşma onaylandıktan sonra Sultan İkinci Mehmet, Bizans elçilerine Boğaz kıyısında kayalık bir yer göstererek istediği yerin burası olduğunu söyler. Bizanslılar razı olurlar. Bunun üzerine Sultan ordusunu Edirne’ye gönderir. Ve öküz derisinin mümkün olduğunca ince bir şerit halinde kesilmesini emreder. Sultanın istediği şekilde hazırlanan deri beş yüz adım uzunluğunda bir arazi parçasını kaplar. Bizanslılar buna itiraz edemezler. Adı geçen alana 40 gün içinde kalın surlarla örülmüş bir hisar yaptırır. Hisar, her biri sultanın adını temsil eden beş topla takviye ettirir. Bu hisarın tam karşısında kalan ve 1395 yılında Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılan Anadoluhisarı’nı da yeni surlar ekleterek güçlendirir. Ve iki hisara da büyük topların yanı sıra, birer de garnizon yerleştirir. Kumandanlarına ise Karadeniz’den İstanbul’a erzak taşıyan gemilere engel olmaları emrini verir. Buraya kadar istediğini elde eden II. Mehmet ordunun bulunduğu Edirne’ye dönerek, bir yıl sonra yapmayı tasarladığı, ikinci kuşatmanın hazırlıklarına başlar.
           Öncelikle balyemez adı verilen devasa toplar döktürür. Ve hazırlıklar tamamlandığında büyük bir ordu ile Edirne’den hareket eder..6 Nisan 1453 günü, genç Mehmet’in önderliğindeki Osmanlı ordusu Bizans surları önüne gelir.

          Bizans İmparatoru Konstantin, ilkin Haliç’i zincirle kapatarak Osmanlı Ordusu’nun şehre denizden girmesini önlemek ister. 11 Nisan günü kuşatma tamamlanır ve top atışları başlar. Yirmi gün süren bombardımana rağmen kesin sonuç alınamaz. Kuşatma her türlü taktik kullanılarak sürdürülür. Bizanslıların karşı koyma gücü tükenmeye başlamıştır.
           Savaşın ellinci gününe gelindiğinde, yine tarih kitaplarında bahsine pek rastlanılmayan ilginç bir olay daha yaşanır. Kenti savunamayacak hale geldiklerini gören Bizanslılar teslim olmaya karar verirler. Görüşme talep eden Bizans elçileri ellerinde barış nişanesi bayraklarla Sultan Mehmet’le görüşmeye gelirler. Sultan elçileri büyük bir hoşgörü ile kabul eder. Şehir halkının canına ve malına dokunulmayacağına ve nereye gitmek isterlerse oraya gitmekte hür olduklarına dair güvence verir. Bizans elçileri bu koşullar altında şehri teslim etmeye razı olurlar. Ve üstlendikleri görevi İmparatorlarına bildirmek için geri dönerler. Fakat henüz şehir surlarına varmamışlardı ki, Sultan Mehmet kendilerine birkaç ayrıntıyı daha bildirme gereği duyar. Ve elçilerin geri çağrılmalarını emreder. Sultanın isteğini yerine getirmek için harekete geçen yeniçeriler, oldukça uzaklaşmış olan elçilere yetişmek için son sürat koşmaya başlarlar. Fakat surlardaki Bizanslılar, onların bu halini görünce Türklerin hileye başvurduklarını ve elçilerle birlikte şehre girmek istediklerini zannederek habercilerin üzerine ateş açarlar. Durumdan haberdar edilen Sultan Mehmet, Bizanslıların yapılan antlaşmadan pişman olduklarını ve bu yüzden habercilerine alçakça saldırdıklarını düşünerek çok öfkelenir. Ordunun, derhal hazırlanarak bu ikiyüzlü düşmanın kökünü kazımasını emreder. Türklerin elçilerle şehre girmek istediklerini düşünen Bizanslılarda son güçlerini kullanarak yeniden savunmaya geçerler. Ve çetin savaş kaldığı yerden yeniden başlar.
           Şehrin denizden de kuşatılması gerektiğini düşünen II. Mehmet, bir gece yetmiş parça gemiyi karadan yürüterek Haliç’e indirir. Bizanslılar, sabahleyin Osmanlı Donanması’nı Haliç’te görünce korku ve paniğe kapılırlar. Haliç’ten ve karadan yapılan top atışlarıyla surlarda gedikler açılır. 29 Mayıs günü son taarruz başlar. Çok kanlı ve zorlu bir savaştan sonra çok sayıda şehit verilir. Bu şehitler arasında, Bizans surlarına Türk bayrağını diken Ulubatlı Hasan da vardır.
Nihayet,29 Mayıs 1453 Salı günü, İstanbul fethedilir.

       Bu mukaddes şehri feth ederek, Türk’e yurt kılan ecdadı rahmetle ve minnetle anıyoruz. Ruhları şad olsun!
       Tarihe milat olan bu eşsiz ve şanlı fethin 564. yıl dönümü kutlu olsun!

                                                                                                                                                                          
                                                                                                                                                                        

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner127
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
e-gazete
  • Antalya Haber - Antalya Güncel - Antalya Son Dakika - Akdeniz  son dakika  - Akdeniz Haber - 27 Ocak 2016
KARİKATÜR
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV
Günlük Dözviz Kurları Araçları Dailyforex.com tarafından sağlanmaktadır.