23 Ekim 2017 Pazartesi

Uzunkaya; "Adalet Tecelli Ettirilmedi"

Uzunkaya; "Adalet Tecelli Ettirilmedi"

Antalya Emniyet Müdürü Celal Uzunkaya, devir herkesi FETÖ’cü diye suçlama devri’ diyen Uzunkaya tüm çıplaklığı ile Akdeniz Gazetesine anlattı.

30 Ağustos 2017 Çarşamba 23:11
Uzunkaya;
 Antalya Emniyet Müdürü Celal Uzunkaya, devir herkesi FETÖ’cü diye suçlama devri’ diyen Uzunkaya tüm çıplaklığı ile Akdeniz Gazetesine anlattı. 
 “Bugüne kadar vatandaşlarımızı devamlı olarak uyarıyor ve diyorduk ki: “Etrafında olanı biteni, gördüğünü duyduğunu bizimle paylaş. İlgili kurum ve birimlerle paylaş. Gözün kulağın açık olsun’ Fakat vatandaşlarımız buna pek fazla itibar etmiyordu. 15 Temmuz sonrası, FETÖ/PDY soruşturmaları sürecinde ihbarlarda anormal bir artış oldu. Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER), Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER), elektronik posta, 155, 112, mektuplar, sosyal medya vb üzerinden ihbar başvuruları oldukça arttı. İhbarlar, adli kuruluşlara, valiliklere, emniyet müdürlüklerine geliyor. Buralardan ilgili kurum ve kuruluşlara gidiyor. İhbarların artmış olması; vatandaşın ilgisini, duyarlılığını, hassasiyetini, sorumluluk bilincini ifade ediyor. Bu memnuniyet bir durum… Ancak unutmamak gerekir ki her ihbarı doğru kabul etmek akılcı bir anlayış değildir. Nasıl ki her bilgi insana yüktür. Bu tür ihbarların da bir takım ağırlığı oluyor. Dolayısıyla gelen her ihbarları titizlikle elemeye tabi tutmak zorundasınız. Mesela İzmir’de çok yoğun ihbarlar aldık. Elbette ki her birini titizlikle değerlendirdik. Bunu yaparken üstünkörü gitmedik. Belki de Türkiye’de ilk defa bir ihbar değerlendirme komisyonu kurduk. Sonrasında benzer komisyonlar pek çok yerde kurulmuş olabilir… 15 Temmuz sonrası dedim ki; bu süreçte (ihbar değerlendirmelerinde) devletin yetkili kurumlar olarak yanılgıya düşürülebiliriz. Vatandaş yardımcı oluyorum diye kesin olmayan aldatıcı bilgilerle, bizi yönlendiriyor olabilir. Hedef saptırıyor olabilir. Masum insanları olaya dahil ediyor olabilir. Ergenekon/balyoz soruşturmalarında kuru yaş birbirine karıştırıldı. Sonunda kurular da masum oldular. Hâlbuki bir sürü günahkâr vardı. Onların yaşlarla beraber yakılması, aynı kazana atılması bu sefer sonraki süreçte onlar için kurtarıcı oldu. Hatırlayın, hiç alakasız bir dolu masum insan mahkûm edildi, cezaevlerine tıkıldı. E demek bunlar böyleyse, diğerleri de iftiradır dendi. Neticede işin içerisinde sorumluluğu olanlar da bu yüzden sonunda sıyırdılar. Adalet tecelli ettirilmedi. Bu son derece berbat bir durum… Şimdi böyle bir süreçte de, yüz tane doğru bilginin arasına bir tane hiç alakasız, masum bir insanı sokarsanız. Yarın o masun insanlarla ilgili ortaya çıkan örnekler, diğer yaptığınız doğruların hepsini şaibeli hale getirir, sıkıntı yaratır. O nedenle ihbar değerlendirme komisyonları, valilik, emniyet, milli eğitim, defterdarlık, jandarmadan vs. kurumlarda komisyonlar oluşturup, gelen ihbarları tasnif etmek, alan çalışması yapmak, mahiyet ve muhteviyatları bakımından irdelemek ve incelemeye tabi tutmak gerekir… Mesela bakıyorsunuz hakikaten çok doğru, her şeyi net, teyit ettiğiniz bilgileri doğru olan ihbarlar var. Bunlarda sorun yok. Fakat bir de hiç alakası olmayan insanların, çok basit konuları farklı biçimlere sokarak suçlamaya dönük iftira boyutunda yaptıkları ihbarlar var. Hatta zaman zaman öyle örneklerle karşılaştık ve de karşılaşmaya devam ediyoruz ki; ticari rakiplerini, ‘devir herkesi FETÖ’cü diye suçlama devri’ diyerek, suçlayıp kazana attırmak isteyenler mi dersiniz?  Sevdiklerinin eski arkadaşlarını ya da sevdiğiyle irtibatı olduğundan şüphelendiği bir başka rakibini devre dışı bırakmak için duygu ilişkisi içerisinde olduğu olaylar üzerinden bir takım kişileri saf dışı bırakmak, tasfiye etmek, cezalandırmak isteyenler mi dersiniz? Karşımıza çıkan bu tür durumlar bizi doğru bir yol haritası uygulamaya sevk etti. Mesela ben İzmir’den buraya gelirken o tarihlerde yapılan 20-23 bin civarı ihbar vardı. O kadar çok… Sonra onların içerisinde tasnife ve değerlendirmeye değer gördüğümüz ihbarlar üzerinden çalışmalar yaptık.

 Bir oran verebilir misiniz?

Yüzde olarak vermek yanlış olur. Kategorize etmek olmaz. Mesela kimi konu oluyor; ihbarın içeriğinde yer alan pek çok şey doğru… Araya iki tane kafa karıştırıcı şey sokuyor. Onu da siz anlamaz, aynı şekilde doğru kabul ederseniz arada kaynayıp gidecek. Dolayısıyla yapılan ihbarların içerisinde pek çok şeyin doğru, bazılarının kasıtlı karıştırılmış olması durumunda, o ihbarı tamamıyla yanlış ve yanıltıcı ihbar mı saymak lazım, yoksa içindeki doğrulara göre yararlanmak mı lazım? Bazı durumlarda onu yapıyoruz. Ben bir şeyi ihbar ediyorum vatandaş olarak, çoğu olayı bildiğim için doğru anlatmışım, bazılarını da kulaktan dolma naklettiğim için eksik bilgi aktarmışım. Art niyetli değilim ama bu eksik bilgi üzerinden diğer doğrularımın da gitmesi söz konusu oluyor. Konunun böyle bir hassasiyeti de var. Kısacası biz şunu yapıyoruz; bu örgüt yıllarca iş adamına, sanayiciye, esnafa, bürokrata, devletin değişik kademelerinde görev yapan değişik konumdaki bireylere o kadar çok haksızlıklar, şantajlar, tehditler, baskılar yaptı ki… Kimi zaman aba altından, bazen açıktan sopa göstererek, devletin mallarına, imkânlarına konacak şekilde, daire amirlerini kurum müdürlerini baskı, tehditle sindirdi ki... Bugün onlarla ilgili yargılanan, tutuklanan o kadar çok insan var ki… Ama bakıyorsunuz gidip silah çekmemiş ama silahtan daha etkili argümanlar kullanmış. Demiş ki; ‘bizi biliyorsun, gücümüzü de biliyorsun… Bak, falanca da bizim isteğimizi yapmamıştı, şimdi cezaevinde!’ Çünkü bir kulp takmış, atmışlar içeriye ve ‘falanca şu anda Şırnak’ta, Mardin’de biliyorsun değil mi senden öncekini…’ Yani burada illa adama silah çekmene, kafasına namlu dayatmana gerek yok. Bu ve benzeri yollarla, devletin malına, mülküne, arazisine, binalarına el koymuşlar. 10 liralık şeyi 1 liraya almışlar, ihalelerde keza öyle… Yurtdışı bağlantılarında komisyon almışlar. Yapılan her işe mutlaka bir gayrimeşruluk bulaştırmışlar. Ve bu kadar adaletsizliği yapan bir örgüt dahi olsa, siz devlet olarak onun zerresini yapma lüksünüz olmaması lazım. Yani şunu diyemez hiç kimse; ‘Efendim bunlar bize çok yapmıştı ya da bunlar çok masum insanın canını yakmıştı. Bunlar her şeyi hak ediyorlar…’ Yasa içinde, hukuk içinde, yaptıkları fiillerin karşılığı oranında her şeyi hak ediyorlar, bunda tereddüt yok. Ama tanımlananın dışında, adalet çizgisi ve hakkaniyet ölçülerinin dışında hiçbir şekilde bir şey yapılmaması lazım. Kim olursa olsun… Biz bunu yıllar yılı PKK terör örgütüyle mücadelede de yaptık. Çatışmanın içerisinde, kendi arkadaşını şehit eden teröristi yaralı olarak aldığında normal bir vatandaşa verseniz belki onu paramparça eder, yurdum insanına verseniz belki bütün mermileri vücuduna boşaltır. Ama güvenlik görevlileri, biraz önce arkadaşını şehit etmesine rağmen, biraz önce kendisine kurşun sıkıyor olmasına rağmen, bu örgüt üyelerini yaralı almış, ambulansla, helikopterle hastanelere götürmüş… Devletin hastanesi, devletin doktoru, devletin hemşiresi, devletin imkânlarıyla tedavi edilmiş. Şunun için söylüyorum; devletin şefkati, devletin adaleti de zaten bunu gerektirir. Kanun, hukuk içerisinde neyse cezası, elbette onu tedavi edip arkasından sokağa salmıyor devlet… Ondan sonra adil bir yargılama alanına çıkarıp, oradan alacağı ceza ne ise diyelim ki idam cezası kalkmamış, ülkemizde, 80’li yılları düşünelim… Veya idam cezası devam eden bir ülke düşünün. Siz, %100 idam edileceğini bildiğiniz bir suç işlediğini ve ‘nasıl olsa 3-5 ay sonra idam edilecek, bunca tedavi, beslemeye ne gerek var’deyip, çatışma ortamının içinde dahi öldüremiyorsanız, öldürmeniz yanlışsa, aynı şekilde burada da her türlü suçta ve örgütle mücadelede hakkaniyetli olmak lazım. Ben geçmişte bunların kadrine uğramış, bunlar eliyle dört dolu dolu yılımın çalınmış olmasına rağmen, hep arkadaşlarıma şunu söylemişimdir; ‘hiçbir zaman ben nefsi olarak bakmadım, bakmayı dahi düşünmedim.’

 Dört yılınız çalındı, nasıl bir oyuna geldiniz?

Oyun çok klasik, sıradan bir oyun… İki gün önce Kırkpınar güreşleri vardı. Ben güreşlere ilgiliyim, meraklıyım. Bilirsiniz bizim Antalya güreşçileri, Maşallah bu sene hepsi çok iyiydi. Diyelim ki Orhan Okulu diye bir güreşçimiz var, başpehlivanımız, bu sene ikinci oldu. Orhan Okulu’yu herkes biliyor. Orhan Okulu, paşa kasnak oyununu çok iyi yapıyor. Kasnaktan yakaladığı rakibinin paçasını da alıyorsa yüzde doksan onu eliyor. Biliyorsunuz ki bu Orhan Okulu’nun klasik oyunu. Aynen bu FETÖ’nün de oyunu çok klasikti, bilindik şeyler yapıyorlardı. O dönemlerde isimsiz imzasız ihbar mektuplarıyla bir takım vatanseverler çıkıyordu ortaya, adı sanı yok. Ki yasalarda isimsiz imzasız ihbar mektuplarının işleme konulmaması gerektiğini düzenleyen yasal hükümler var, yasada açık bunlar… Buna rağmen, o dönem, FETÖ’nun hükümran olduğu dönemde, kimi harcamak istiyorlarsa hemen bir iki satır bir ihbar mektubu yazılıyor, kahraman, vatansever birisi tarafından, deniliyor ki işte şudur budur şusu vardır busu vardır... Onun üzerinden hakkınızda soruşturma açılıyor. 2009 yılında Genel Müdür Yardımcısıydım. O zamanlar Ankara’da, bir ihbar mektubu yazıldı; bir buçuk sayfaydı, herhalde biraz daha önemli görmüşlerdi.1980’li yıllarda yani 25 sene önce, istihbarat müdürü iken devletin bir istihbarat elemanı olan şahıs üzerinden bana suç atfedildi, o da nedir? O yıllarda benim İzmir’deyken elemanım olan bir şahsın birilerini dolandırdığını, beni ve diğer Genel Müdür Yardımcısı arkadaşımı güç olarak arkasına aldığını söylüyor. Yani diyor ki; beni ve şu şu şahısları falanca dolandırdı. Emniyet Genel Müdür Yardımcılarının arkadaşı olduğunu söyleyerek şikâyetçi olmamızı engelledi, diyor. Düşünebiliyor musunuz? O tarih itibariyle benim 35 yıllık bir meslek geçmişim var. Memuriyet başlanğıcım 1975. 35 yıl boyunca hırsızıyla, dolandırıcısıyla, soyguncusuyla uğraşan birisi, bir de bunu hiçbir menfaat bir beklenti için yapmıyorum. Birini dolandıran birine yardım ederken bir menfaatiniz olacak. Yani salakça da olsa bir beklentiniz olması lazım, böyle bir şey de yok. Böyle bir iddia da yok. Sadece birilerini dolandıran birine yardım ettiğimizi belirtmiş. Daha sonra soruşturmalarda, bu denilen şahısları gerçekten dolandırma olmuş, haberimiz yok, olabilir yani… Dolandırma olmuş ama bizimle hiçbir ilgisi yok. Bizi tanımıyor dolandırılan kişiler… Ve soruşturmada kendilerine soruluyor. Genel Müdür Yardımcıları şunu, şunu tanıştırdı mı diyor bu şahıs… Hayır diyor, isimlerini dahi duymadım diyor. Oysa ihbarda bunun tam aksi bir iddia ile bize cephe açılıyor. Yoksa adam birini dolandırmış, onun üzerinden olmasa; atıyorum karısını döven komşu üzerinden, ‘karısını dövdü Celal Uzunkaya ile görüşüyor, karısını o dövdürttü’ de diyebilir yani… Neticede böyle olmayacak saçma bir olayla, idari soruşturma açıldı fakat hiçbir şey çıkmadı, dosya kapandı. Ama açılan adli soruşturmada 4 yıl İzmir’de Ağır Ceza Mahkemesi’nde 10 yıl hapis istemiyle yargılandık ve neticesinde de beraat ettik. Zaten amaçları buydu, 4 yıl ben ve diğer Genel Müdür Yardımcısı arkadaşımız görevden alındık. Dışarıda tutulduk, yerimize gelenler şu anda hepsi cezaevinde, Genel Müdür Yardımcısı olanlar, daire başkanı olanlar… Bunu da şundan söylüyorum; ‘Benim böyle bir mağduriyetim oldu diye, o zaman bunları da haklı-haksız gözünün yaşına bakmam’ demek gibi bir lüksümüz yok. Biz hakkaniyetli ve adaletli olmak zorundayız. Buna da önem veriyoruz yani…

 15 Temmuz’dan sonra bu FETÖ olayı daha hızlı sorgulamalar, yakalamalar başladı. Siz bunun çok öncesinde bununla mücadele etmişsiniz, kaç yıldır FETÖ ile mücadele ediyorsunuz? Bunun öncesi var çünkü…

Şu kadarını söyleyelim, FETÖ olayına dair şu anda herkes konuşuyor. Herkes ağzına gelen her türlü sıfatı, hakareti küfrü yapıyor. Ama filmi geri sarar da, 2013 öncesine giderseniz Türkiye’de aynı insanlar methiye diziyor, idiler. Böyle bir tablo var. Yere göğe koyamıyorlardı. Şu an en galiz küfürlerle hakaret edilen bir örgüt başı var. Evet, bir suç örgütü gerçekten, yeryüzünde belki bu kadar örgütlü, bu kadar başka güçler tarafından dizayn edilen, büyük bir proje olan bir örgüt çok nadirdir. Ben yıllarca, 40 yıllık meslek hayatımda terör örgütleriyle, değişik gruplarla profesyonelce mücadele ettim. Bu insanların örgütlenme yapısı o kadar masum bir zemin üzerine kurulmuş ki; bunlara iligili söz gelimi 10 yıl önce birileri çıkıp da deseydi ki, ‘Bunlar bir tarihte öyle bir hale gelecekler ki, FETÖ deyince milletin tüyleri diken diken olacak, Terörist başı Fethullah Gülen deyince, kimse bu şahsın çıplak adını söylemiyordu, 5 sene öncesine kadar…’ Yani Fethullah Gülen demiyor diyemiyordu. Önüne ardına hoca efendiyi, muhteremi ekleniyordu! Şimdilerde ise en galiz küfürler ediliyor. Bu tahlili şunun için yapıyor ve ifade ediyorum; o zamana kadar gerçek yüzleri bilinmiyordu. Bu boyutta hiç bilinmiyordu, yani 2007-8’lerden sonra son 10 yılın ilk 5 yıllık diliminde, askeriye dönemi değişik kurumlara dönük operasyonlar sürecinde bir takım kafa karışıklıkları oldu, kuru-yaş, suçlu-suçsuz hepsi bir sepete dolduruldu falan-filan… Bu süreçte kafa karışıklıkları oldu ama yine münferit çok yaygın bir örgüt ya da yaygın bir ‘hizmet hareketi’ o zaman öyle düşünülüyordu. Kimilerinin işlerine öyle geliyor olmalı ki böylesi bir algı yaratılmıştı. Aksi halde bir terör örgütüne ne için bu kadar müsamaha gösterilsin ki? Sonrasında ne zamanki; 2013, 17-25 Aralık süreci, o süreç bile bulanık bir alan oluşturdu, pek çok insan acaba, dedi. Bir yolsuzluk operasyonuymuş gibi… Ama esasında 17-25 Aralık’ın haftası olan ilk günden itibaren konu o kadar netti ki; devlete karşı bir operasyon oldu. Yani elinizin altında gerçekten bir yolsuzluk dosyası ise, bunun yapılacağı süreç belli, zamanı belli daha önce yapabilirdiniz, ikisini birleştiriyorsunuz yine toptancı bir yaklaşım koyuyorsunuz ortaya, zamanlamayı bunun üzerine kuruyorsunuz. Ve bunu birtakım olayların, Taksim Gezi olaylarının arkasında bir intikam operasyonu şeklinde 17-25 Aralık, MİT Operasyonu kesinlikle öyle, arkasından da 15 Temmuz süreci, 17-25 Aralık’ın devamına bir misilleme olarak getiriliyor. Neticede şu; ben konunun çok iyi kamufle edildiğini, pek çok insanın, yöneticinin, devletin içinde olanların,  kimisinin bilerek yol verdiğini ki onlar zaten örgütün bir parçasıydılar, şu anda hesap veriyorlar. Kimilerinin de bu konuda pek çok insanın gerçekten bu boyutta bir tehdidi, tehlikeyi göremediklerini düşünüyorum. Ben İzmir’de 15 Temmuz öncesi FETÖ’ye Emniyet olarak 22 tane operasyonumuz var. Ve bu 22 operasyonun içerisinde pek çok operasyon her TSK üst kesimlerinden, şu anda onlarda içeride olan adli müşavirler düzeyinde askeri kişilere yönelik operasyonlarımızın önüne üst kademelerden hep set çektiler… Mesela biz yüz küsur tane general, albay ve yarbay rütbesinde Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda subaylara dönük operasyon gerçekleştirdik. 15 Temmuz öncesi, 2016’nın başlarında… Bu operasyonla ilgili 75 veya 78 tane Genelkurmay’a Kuvvet Komutanlıklarına, Genelkurmay Adli Müşavirliklerine yazılan müzakere var, savcılık müzakeresi, bazı bilgileri istemekle ilgili… O 78 tane müzakerenin 5’ine cevap verildi, 73’üne cevap verilmedi. Böyle bir koruma savunma gizleme kalkanı var mı? Böyle bir süreç yaşandık. İşte o korumacılığı savunmacılığı yapanların sonra karargâhlardan nerelere yuvalandığını, nereleri tutup, kilitlediğini ve kontrol altına aldığını 15 Temmuz’da gördük. Dolayısıyla biz, en azından kendi yetki alanımda 15 Temmuz öncesi 22 ayrı operasyon yaptırdım. Yani sayıyı şu an hatırlamıyorum ama 150 civarında gözaltına aldığımız üst düzey yönetici, müsteşar düzeyinde insanlar vardı. Daha öncesinde bu bilinse idi, müdahale edilse idi, 15 Temmuz ihanetini gerçekleştirebilirler miydi düşünmek lazım? Ama şunu en azından son tahlilde görüyoruz; ‘İyi ki 15 Temmuz olmuş demek istemiyorum elbette’, ancak eğer 15 Temmuz olmasa idi, şöyle 1-2 sene aynı çizgide kendilerini mevcut kadrolarıyla devletin içerisinde daha tahkim edecek şekilde devam ettirmiş olsalardı, çok daha yıkıcı bir sonuç olabilirdi.

 Malumunuz olduğu üzere Antalya ülke turizminin başkenti ve trafik sorunları her geçen gün artıyor? Konuya dair ne gibi çalışmalarınız var? Bir de Kaleiçi’yle ilgili kısa bir bilgi verirseniz…

Bir kere bizim Emniyet olarak asli görevimiz, mevcut karayolu trafiğinin tanzim ve düzenlemesini sağlamak… Yani trafiğin akışını sağlayacak tedbirler almak. Bu da hem şehir içerisinde hem de şehirlerarası yollarda mevcut altyapılar üzerinden yürütülecek çalışmaların denetim boyutuyla diğer paydaş kurumlarla işbirliği içerisinde ki bunların başında belediyeler geliyor… Bu yeni yasal düzenlemede malum Büyükşehir belediyeleri bu işin patronajını üstlenmişler. Onlarla çok yoğun işbirliğimiz var. Bunun yanında Karayolları ile şehirlerarası yollarda işbirliğimiz var. Bizim trafik ekiplerimizle, il genelinde aşağı yukarı mevcut kadromuzun %10’u kadar 600’e yakın trafik personelimiz var. Bu arkadaşlarımızla öncelikle trafiğin akışkan hale gelmesini sağlayacak müdahaleler, düzenlemeler, yetmez ise cezai yaptırımlar uyguluyoruz. Bir de tabii gördüğümüz eksikliği, aksaklığı, yetersizlikleri ilgili kurumlara iletiyoruz. Bu ve benzeri konularda karar almalarını sağlıyoruz. Kamera sistemleriyle kent trafiğini takip edip, müdahale ediyoruz. Gerektiğinde, hafta sonu gibi bayramlar gibi özel durum arz eden günlerde özellikle turizm sezonunda hava destekli denetimler yapıyoruz. Onun ötesinde sivil denetimlere de önem veriyoruz. Algı oluşturma açısından, insanların trafikle ilgili duyarlılığını arttırma anlamında… Sivil radar ekipleri ile uygulamalar yapıyoruz. Bilgilendirmeler yapıyoruz. Sık sık sürücülerle, yolcularla, yayalarla toplantılar yapıyoruz. Bunlara dönük eğitimler veriyoruz. İlgili kurum temsilcileriyle toplantılar gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Yeri gelmişken, geçtiğimiz günlerde medyada da alay konusu olan Emniyet Müdürlüğü’nün trafikle ilgili düzenlediği bir toplantıya değinmek istiyorum. Emniyet Müdür Yardımcısı ve Trafik Müdürlerimiz toplantı yerine geldiklerinde gelen katılımcı sayısının 1 kişi olduğunu görüyor ve tepki gösteriyorlar. Bu durum basında haber konusu oluyor.  Bilhassa belirtmek istiyorum ki, bu ilgisizlik son derece üzücü. Biz her ne yapıyorsak vatandaşımızın huzur ve güvenliği için… Bunun unutulmaması, bizlere yardımcı olunması gerek. Yetkililerin çokça duyarlı, ilgili olması, müdahil olması yeterli olmuyor, vatandaşlarımızın da aynı oranda duyarlı olması lazım. Aksi halde yapılmak istenen projeler çok fazla anlam ifade etmiyor. Yani sizin sesiniz karşılık bulmadığı müddetçe, sizin gayretiniz, emeğiniz, çabanız karşı tarafta aynı şekilde algılanmadığı takdirde maalesef çok fazla sonuç alınamıyor. Ben yıllarca, geçmişte de 2 yılı aşkın trafikten sorumlu Emniyet Genel Müdür Yardımcılığı yaptım. Türkiye Trafik Hizmetleri Başkanlığı görevini yürüttüm. O süreçte de Türkiye ölçekte trafik tabloları üzerinden dünya literatüründeki trafik olguları üzerinden de baktığımızda şunu net olarak biliyoruz; Trafikte allame-i cihan (dünyadaki en bilgili kişi) olsa yapılan araştırmalar ortaya koymuş ki, trafik polisinin payı, sorunun çözümündeki katkısı azami %20-25 arasındaki bir alanı kapsıyor. Yani sorunun yüzde yüzlük bölümünü ele aldığınızda, trafik polisi 500 değil de 1000 olsa, trafik polisi kusursuz hatasız görev yapsa, her türlü cezai yaptırımlarını tavizsiz müsamahasız herkese uygulasa ki bunun özellikle altını çiziyorum, gerçek şu ki ne yazık ki herkese uygulanamıyor. Buna rağmen sorunun çözebileceğiniz oranı en fazla dörtte, dörtte üçlük sorun duruyor. Dörtte üçlük sorunun da dörtte ikisi, yani temel sorunun yarısı, trafikte sorunu çözmek için toplumsal bilinç, toplumsal kültür trafik eğitiminin doğuştan itibaren ölüme kadar ülke genelinde aynı çizgide, aynı hassasiyette ve kırılmadan sürdürülebilmesinden geçiyor. Ama bakıyoruz ülkemizde öyle bir hassasiyet, duyarlılık, ilgi yok. Yani bir taraftan çocuklara yaya geçidini kullan diye klasik şeyleri öğretirken, bir taraftan aynı çocuğun anası babası elinden çekerek yaya geçidinin 10 metre gerisinden karşıdan karşıya geçiriyorsa… Bir taraftan bir takım kuralları anlatırken, bir taraftan ilerde üst geçit var, üst geçidi kullan levhaları varken… İnsanlar üst geçit yerine yolun ortasından yolu kullanarak kendini trafiğin içerisine kurbanlık koyunlar gibi atıyorsa… Bir taraftan hızlarla ilgili bu kadar tescillenmiş sorunlar varken hala insanlar 250-270 km hız yaptım diye bunların göstergelerini, ibrelerini sosyal medyalarda büyük bir övgü olarak paylaşıyor ve bunun üzerine de birileri tarafından lanetlenmiyorsa, sorun çok büyük ve daha çok yol alınması gereken bir konu olarak görülür. Dolayısıyla bizim trafikle ilgili yapabileceklerimizi, yapmaya çalışıyoruz. Çalışıyoruz diyorum, çünkü yapamadıklarımız var, biliyoruz. Personel olarak sayısal eksikliklerimiz var. Diğer imkânlar yönünden eksiklikler var. Ama en temel eksik muhatabımız olan yol kullanıcılarıyla aynı dili ve aynı yaklaşımı hayata geçirmedeki zorluk. Demin verdiğim örnekte olduğu gibi, toplantı düzenliyoruz, bir toplantıya bir kişi geliyorsa sözün bittiği yerdir burası… Bir şehirde iki tane motosiklet gecenin saat üçünde kafa kafaya çarpışıyor ve bu motosiklet sürücülerinin her ikisi de ölüyor ya da yaralanıyorsa bu da sözün bittiği yerdir. Antalya gibi bir şehirde hala doğuda, güneydoğuda ya da Afrika ülkelerindekine benzer bir mobiletin üzerine 3-4 kişi, kasksız binerek trafiğe çıkma cesareti gösterebiliyorsa, işimiz kolay değil demektir. Daha almamız gereken çok yol var demektir. Bahsettiklerim trafikle ilgili olan genel sorunlar… Bir de geçtiğimiz günlerde, Antalya trafiği ve trafik yönetimi ile ilgili bir kitap hazırladık. Mesela o kitabı da tüm kurumlarla, birimlerle, üniversitelerle, STK’larla, yazılı ve görsel medyayla, derneklerle, sendikalarla paylaştık.Antalya’da trafik yönetimi ve güvenliği, bu kitabı da size takdim edeyim. Mesela burada Antalya’nın bütün merkez ve ilçelerinin bütün trafikle ilgili reel durumunu, kısa, orta ve uzun vadede sorunları ve sorunlarının çözümüne ilişkin konuları ayrıntılı bir şekilde işledik. Elbette bizim görevimiz kitap hazırlamak falan değil ama buradaki amacımız en eksik alanımız olan trafik kültürü ve bilincinin gelişmesi ve duyarlılığının arttırılması noktasında kısa vadede katkı sağlamayı amaçladık.

Kaleiçi konusuna gelirsek... Antalya’da ben 8 aydır Emniyet Müdürlüğü yapıyorum. Antalya’nın pek çok özel, güzel noktalarından bölgelerinden alanlarından bir tanesi, belki de en önemlisi, sembolik özelliği ve değeri itibarıyla Kaleiçi bölgesi… Malum bu sene Muratpaşa Belediye Başkanlığı eski şehirler kapsamında ikinci festivalini, Kaleiçi Festivalini de ‘OldTown Şenlikleri’ adı altında planladı. Tanıtımı için, Kaleiçi’nin görselliğini, güzelliğini öne çıkarma adına… Tabii Kaleiçi’yle ilgili doğrusunun şu olduğunu düşünüyorum. İlk günden beri de bunu ifade ettik. Kaleiçi’nin bir yerde topluma açık kent müzesi şeklinde sunumu lazım. Yani Kaleiçi, eğlence mekanı, sarhoşun ayyaşın, içki içmek için, meyhane arayan insanların gideceği yer olmamalı… Bir açık kent müzesi şeklinde ziyaret edilecek, o doğal güzelliğin içerisinde de dinlenilecek, yenilecek gerektiğinde içilecek bir yer olma özelliğiyle öne çıkarılması lazım. Ama Kaleiçi’nde tanık olduğumuz ortam bunun tam aksini gösteriyor. Vatandaşlarımız gitmeye korkuyorlar, dolaşmaya korkuyorlar. Her türlü amiayane tabiriyle, polis tabiriyle ipini koparanın gittiği mekânlardan burada. Geçmişte yabancı ve yerli turistler geceliği 300-400 Avro para ödeyerek konaklarken, bugün konaklama tesislerinin bomboş olduğunu, kimsenin ilgi göstermediğini, yerli turistlerin de kısmi olarak uğradığını görüyoruz. Yani oranın o doğal yapısı, gerçek kimliği her geçen gün kaybediliyor, yok ediliyor. Bu durumunu da görerek, bir de güvenlik açısından… Çünkü çok renkli bir tablosu, yerli ve yabancı turistlerin çokça uğrak yeri olması, bir takım alışveriş yerlerinin, dükkânların vs. bulunması nedeniyle tehdit oluşturabilecek yönünü de gözeterek biz Kaleiçi’nde ekstra birtakım güvenlik önlemleri aldık. Sivil görevlilerimizde, ilgili uzman birimlerimizle görevlendirmeler yapmış idik. Uzun zamandan beri bunu sürdürüyorduk. Ama bu arada geçmişten günümüze kadar Kaleiçi’yle ilgili eskiden, eski valilerimizin, belediye başkanlarımızın Kaleiçi’nin ıslahına ve korunmasına dönük birtakım özel düzenlemeler yaptıklarını, iyi niyetli birtakım şeylerin hayata geçirilmeye çalışıldığını ama her seferinde bu çalışmaların bir yerlerden akamete uğratıldığını ve sonuç alınamadığını gördük. Bu konuyu arkadaşlarımızla enine boyuna konuştuğumuzda buraya bir neşter atılması gerektiğine inanıyoruz. Çok kapsamlı bir alt çalışma yaptık. Ve bu çalışmayı valimizle de paylaşarak, geçmişten daha farklı ve kalıcı olacak bir düzenleme yani o bölgenin Kaleiçi ve Yat Limanı bölgesinin Cumhuriyet alanı ile birlikte tamamını içerisine alacak bir koruma alanı formatlı düzenleme yapılması gerektiğini ve birtakım iyileştirici faaliyetlerin hayata geçirilmesi gerektiğini, birtakım kısıtlamalarla başıboşluğun o mevcut keşmekeşliğin değiştirilmesi gerektiğini ifade ettik. Ve bununla ilgili kapsamlı bir çalışma yaptık. Bu çalışma sonrası yapılan toplantılarda valimizin başkanlığında, ilgili kurum ve kuruluşların temsilcileri, belediye başkanlarımız, kaymakamımız, ilçe emniyet müdürleri, ilgili müdürlerimiz, kültür müdüründen, şehircilik il müdürüne kadar, ayrıca Kaleiçi esnafının temsilcileri, ilgili dernek temsilcileri, Kaleiçi’nde dört ayrı mahallenin muhtarları, ilgili firma ve işletme temsilcilerinin katıldığı çok kapsamlı iki-üç toplantı gerçekleştirdik. Bu niyetimizi öncekilerden farklı sonuç alıcı, kalıcı bir düzenleme yapmak istediğimizi, bu kangren sorunun bir daha yaşanmamak üzere çözümlenmesi için ortak irade konulması gerektiğini ve özellikle de bu konuda paydaşların aynı duyarlılıkla destek vermesi gerektiğini oradaki esnafın bu yaklaşımı benimseyip koruması gerektiğini, günübirlik menfaati değil kalıcı bölge ve kent menfaatini düşünüp böyle bir sorumluluğa girilmesi gerektiğini anlattık, uyardık, ikaz ettik, bilgilendirdik, kararlar aldık. Ve nihayetinde bugün yaptığımız son toplantıyla da 24 Temmuz itibarıyla Kaleiçi bölgesinde komple bir güvenlik alanı oluşturarak, 40 Özel Güvenlik personeli, 20 Büyükşehir Belediyesi’nden, 20 Muratpaşa Belediyesi’nden olmak üzere, aşağı yukarı emniyetten de 40 civarında resmi ve sivil görevli, ayrıca 80 civarında mobeseye endeksli kamera sistemi, ayrıca esnafların tümünün işletme önüne konulması mecburiyeti getirilen kamera sistemleri… Ayrıca birtakım kontrol noktaları üzerinden denetim mekanizmaları ilave mekanizmalar… Ayrıca Kaleiçi’ne araçların giriş çıkış saatlerinin ve düzenlemelerinin yeniden düzenlenmesi, mesela sabah 7 ile 12 arası işletme sahipleri için araçlar, malzeme için getirme götürme için girebilecekler. Ama onun dışındaki saatlerde hiçbir şekilde araç giremeyecek, taksiler yarım saat süreli olarak müşteri getirip bırakıp ayrılabilecekler. Otomatik kontrol sistemli giriş-çıkış butonlu kapıları olacak. Onun dışında elektrikli araçlarla Kaleiçi’nde dolaşılabilecek. Dolayısıyla araç kısıtlaması getirerek, vatandaşın daha çok temaşa, gezme, görme, dinlenme anlamında kullanacağı, içkili işletmelerin ve diğer yerlerin saat 12’den sonra hiçbir şekilde dışarıya canlı veya sesli müzik yayını yapmamaları, 12’ye kadar da olsa müzik vb. ses gürültünün çevre kirliliğine yol açmayacak şekilde olması gerekiyor ki geçenlerde iki işletmeye, birine 25 bin, birisine 50 küsur bin lira ceza uygulandı. Bu konuda tavizsiz, müsamahasız bir şekilde birtakım kararların hayata geçirileceği bir uygulama planladık ve inşallah önümüzdeki hafta 24 Temmuz’da burada faaliyeti başlatmış olacağız. Ben inanıyorum ki, Kaleiçi’nin şu andaki pejmürde, dökük, yıkık, harabe ve gerçek işlevinden uzak yapısını, bütün ilgili paydaş kurumların kararlı duruşuyla ve vatandaşların da desteğiyle inşallah gerçek hüviyetine kavuşturmuş olacağız.

 Son olar
ak mesajınız…

Tüm vatandaşlarımıza sağlıklı, huzurlu, ileriye daha umutla bakan daha iyimser olan bir anlayış içerisinde ülkemize, ülkemizin değerlerine katkı sunacak, destek verecek, ülkenin kalkınmasına, gücüne güç katacak bir duruşu 80 milyonun 15 Temmuz gecesi gösterdiği gibi hayatlarının son anına kadar aynı hassasiyeti ve duruşu göstermelerini, başka bir vatanımızın, başka bir bayrağımızın ve gidecek başka bir toprağımızın olmadığının unutulmaması gerektiğini hatırlatarak selam, sevgi ve saygı sunuyorum.





Anahtar Kelimeler: Adalet Tecelli Ettirilmedi

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
2017 Yılında En İyi Hizmet Veren Belediye Hangisi ?

NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner127
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
e-gazete
  • Antalya Haber - Antalya Güncel - Antalya Son Dakika - Akdeniz  son dakika  - Akdeniz Haber - 27 Ocak 2016
KARİKATÜR
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV
Günlük Dözviz Kurları Araçları Dailyforex.com tarafından sağlanmaktadır.